Anasayfa / BYBO / Bakım / Ebeveynlik / İç Çocuğunuzu İyileştirin/Siz Onun Ebeveyni Olun – Çeviri: Süheyla Pınar Alper

İç Çocuğunuzu İyileştirin/Siz Onun Ebeveyni Olun – Çeviri: Süheyla Pınar Alper

Pek çoğumuzun ta içinde bir çocuk var; yaralı, yalnız, mutsuz ve bizim ona sahip çıkmamız için gözümüzün içine bakıyor. Kimimiz onu duymamak ve görmemek için onunla dalga geçiyor, onu büsbütün yerden yere vuruyoruz, kimimiz bedelini kendimiz ödüyor olmamıza rağmen onun farkına bile varmıyoruz ya da başarılı senaryolarla hayatı sürdürüyor ve o hiç yokmuş gibi yaparak onu yok sayıyoruz. Kimimiz de akıl gözümüzle onu görüyor ve oturduğu yerde oturmasını tercih ediyoruz. O, olduğu yerde sıkıntılı, huzursuz ve mutsuz, duyulmayı bekliyor, bazen de toptan vazgeçiyor hayattan. Bu yazı iç çocuğumuzun kendimizden başka bir kurtuluşu olmadığını ve bu kurtuluşun bizim seçimimiz olabileceğini vurguluyor. Bu çeviriyi, psikoterapist Maxine Harley’in önerilerini uygulamaya özendirmek ve bu adımı atmaya davet etmek için yaptım çünkü içimizdeki çocuk yaşama dönmeyi hak ediyor. Süheyla Pınar Alper – Çevirenin Notu

İç çocuğunuz bir zamanlar çocuk olan halinizin yankısıdır

Hepimizin kendimize ait bir hikayesi vardır ve hepimiz çevremizden, olaylardan, bizim için özel olan kişilerden etkilenmişizdir. İç çocuğumuz bu anıları ve onların üzerimizdeki etkilerini belleğinde saklar.

“İç çocuk” terimini belki duymuşsunuzdur ve uzun zamandır sözü ediliyor olmasına rağmen bunun bir popüler psikoloji kavramı olduğunu düşünmüş olabilirsiniz.

Beyin, altı yaşına kadar, göreli olarak yavaş çalışır – Teta beyin frekansı saniyede 4-7 devredir – ki bu, o yaşlarda deneyimlediklerimizin bizi derinden etkileyebileceği son derece alıcı bir beyin dalga durumudur.

“Nasıl” olmamız gerektiği, nasıl “iyi” göründüğümüz, varlığımızı sürdürebilmek ve aile içinde hayatta kalabilmek için neler yapmamız gerektiği konularında bilinç dışında kararlar alırız.

Sonraki deneyimlerimiz bu inançlarımızı doğrular ve hayatımızın “nasıl olması gerektiği” konusunda bir “senaryo” oluşturmamızı sağlar. Hayatımızın %90dan fazlasını yönetmek üzere bu ‘toyluk’ senaryosunu ve kararlarını yetişkinliğe taşırız.

İşte tam da bu nedenle bir zamanların o çocuğuna ulaşmak ve kendi senaryomuzun hayatımıza ilişkin ne dediğini, buna bağlı olarak sürekli yarattığımız ve tekrarladığımız oyunun katmanlarını anlamak gerekir.

Bunu yapmamak incelenmemiş bir senaryoyu ve oyunu hep yeniden ve yeniden oynamak gibidir.

Bu senaryoyu konuşarak ya da sadece bilinçli bir çabayla değiştiremeyiz. Güvende hissedebilmek için geliştirmiş olduğumuz bu senaryo bizi engelleyen yollardan oluşsa da ondan vazgeçmek o kadar da kolay değildir.

Senaryoyu değiştirmemek ise o farkında olmadığımız senaryoyu ve oyunu yeniden ve yeniden oynamamız anlamına gelir.

Senaryoyu yalnızca konuşarak ya da bilinçli bir gayretle de değiştiremeyiz. O senaryo, her ne kadar şimdi bizi engelliyor olsa da, zamanında güvende hissetmemiz için yazılmıştır; onun için ondan kolay kolay vazgeçmek mümkün değildir.

Hayatı, çoğu zaman yetişkin bir insan bedeninde yaşayan bir çocuk gibi yaşarız ve iç çocuğumuz ilgiye, anlayışa, bakıma ve desteğe açtır.

Bu derin özlemleri alkol ya da haplarla, sınırsız ve kontrolsüz cinsellikle, kumarla, aşırı para harcayarak, aşırı yemek yiyerek, işkolik olarak, kendine zarar verme alışkanlıklarıyla ya da görmezden gelmenin çeşitli yollarıyla susturmaya çalışır, derindeki gerçek ihtiyaçlarımızı görmezden geliriz. Bunlar kendimize onları iyice fark etme iznini vermediğimiz ya da yeterince doyurma yolu bulamadığımız ihtiyaçlarımızdır.

Nasıl Başlar?

Çevremiz ana rahminde olduğumuz andan itibaren bizi etkiler.

Sesler, annemizin stres düzeyi, ‘iyi hissettiren’ hormonlarının eksikliği ya da fazlalığı, nöro-peptidler, nasıl beslendiğimiz, eksik beslenme, komplikasyonlar, ikiz gebelikler, ilaç, alkol ve enfeksiyonlar, hepsi de daha dünyaya gelmeden önce bile ne kadar güvende hissettiğimizi etkiler.

Sonrasında, doğum deneyiminin kendisi, ilk bebeklikte nasıl bakıldığımız ve annemizin duygusal ulaşılabilirliği bu doğum öncesi etkileri ya arttırır ya da dinginleştirir.

Küçük bir çocukken geniş ailemizden, bakıcılarımızdan, arkadaşlarımızdan, okul öncesi deneyimlerimizden, ilkokul yıllarından ve dini kurumlardan da pek çok şey alırız.

Bu deneyimleri ifade edecek kelimelerimiz olmasa da onlar zihnimizin ve bedenimizin bilinçaltına işlerler.

Bunların tümü, içinde yüzdüğümüz ya da battığımız havuzu oluştururlar. Bu havuzun suyu kaçınılmaz olarak biraz kirli ya da yoğun çamur gibidir.

Havuzumuzun içinde özsaygımız, beden algımız, aile travmamız, utanç ve sırlarımız (konuşulmasa bile) vardır ve bunların hepsi birlikte bizi büyütenlerin bize sunabildiği bakımın niteliğini etkiler.

Olumsuz duygular, düşünceler, kendimize dair kuşkular ya da kendimizden nefret duyguları ne zaman yoğunlaşsa bu havuza ya da çamura batarız.

Terapi sürecinin amacı biz sadece biraz lekeyle kalana kadar bu kiri ve çamuru duyarlı bir şekilde kaldırmak olmalıdır.

Bu arada kendi çamurlarıyla uğraşıp onu temizlemek yerine onu olduğu gibi bizim üzerimize yığacak insanların olduğu ortamlara girip bizi çamura ‘bulamalarından’ ya da kendi kendimizi daha da çok çamura bulamaktan kaçınmayı öğrenmemiz gerekir.

İç çocuğunuzun yaralı olduğunun belirtileri

Bu belirtiler düşük benlik saygısı, olumsuz bir beden algısı, mizaci ve duygusal dengesizlikler, aşırı katı ya da aşırı zayıf olmak gibi sınırlarla ilgili sorunlar, psikolojik kökenli cinsel zorluklar, maskeler takmak ve ‘gerçek’ olamamak, kimlik sorunları, asilik/istifçilik/zorbalık/tekrar tekrar kurban olma ya da olağanüstü başarı, yakınlık sorunları, bağlanma sorunları, genel olarak kendine ve başkalarına inanmama, suç davranışları, aşırı yalan söyleme, ‘aşırı sorumluluk’ yüklenme, rekabetçi olma, hep kaybeden olma, bağımlılıklar, madde bağımlılığı, gerçek dostu olamama, takıntılı ve hep yardıma muhtaç olma, otorite figürlerinden korkma, manipülatif olma, pasif olma ya da saldırganlık olarak ortaya çıkar.

Bu liste uzundur ama maalesef eksiktir. Daha iyisini bilmedikleri için anne-babanın ve başkalarının neden olduğu yaraları iyileştirmek ve onarmak için insanları psikoterapiye getirenler bunlardır. Konu hep ilk yaralarımızı ve en derin iyileşmelerimizi içinde barındıran İç Çocuğumuzun karşılanmamış ihtiyaçlarıdır.

Yaralı İç Çocuğa yardımcı olmak için ne yapabiliriz?

Hala içimizde derinlerde bir yerde yaşamakta olan bu yaralı çocukla nasıl tanışacağımızı, onu nasıl kurtarabileceğimizi ve onu nasıl evlat edinebileceğimizi öğrenebiliriz. Sonuç olarak kendinizi asla terketmeyeceğinize dair garanti verebilecek tek kişi sizsiniz.

Böylece İç Çocuğumuzu duygusal olarak sahiplenebilir, onu sakinleştirebilir ve içimizdeki uzman Yetişkinin duruma hakim olmasını sağlayabiliriz.

Bunu yapabilmek için düzenli olarak İç Çocuğumuzun ihtiyaçlarıyla, bizden hala ne beklediğiyle bağlantı halinde olmak gerekir. Onun isteği, onun için en iyi olanı isteyen birinin ona gerçekten bakması ve onu korumasıdır, bu kişi sizsiniz.

Küçük bir çocukken çekilmiş bir fotoğrafınız o çocukla yeniden bağ kurmanıza yardımcı olur – amaç onun/kendinizin ihtiyacını anlamak ve ona/kendinize bu zamana kadar eksik kalmış şefkati vermektir.

Kendinize şefkat göstermek yerine bu şefkati başkalarına göstermek, belki de uzun yıllardır reddettiğiniz, ihmal ettiğiniz, ihtiyaçlarını ve çağrılarını duymadığınız ve sizin ilginize, şefkat ve sevginize muhtaç İç Çocuğunuzu duymaktan daha kolaydır.

İç çocuğunuzu duymak, kendinize asla izin vermeyeceğiniz, ya da geçmişte anne-babanızın izin vermediği ödülleri ve armağanları ona şimdi vermeniz anlamına gelebilir.

Duyarlı ve usta Yetişkin yanınız kendinizi aşırı şımartmanızı engellemek ve bu ödülleri derin acıları örtmek ya da kafa dağıtmak için kullanmanızı engellemek adına size makul sınırlar çizebilir.

İç Çocuğunuzu kurtarmanız ve ona sil-baştan ebeveynlik yaparak boşlukları doldurmanız hayatı eğlenceli, gülmeli, doğal, özgün ve en önemlisi sevgi dolu yaşamanıza yardımcı olur.

Sizi can-ı gönülden kendi kendinize ve iç çocuğunuza sevgi dolu bir bakım vererek ebeveynlik yapmaya çağırıyorum. Bunun için, kız ya da erkek çocuk ayrımı yapmadan aşağıdakileri olabildiğince sık yapın…

-Çocukken ne kadar özel ve harika olduğunuzu kendinize hatırlatın.

-İç çocuğunuzla buluşup oyun oynayabilmek için aklınıza getirebileceğiniz güvenli bir yeriniz olsun.

-Her gün iç çocuğunuza iyilikle seslenin, sevgi dolu ve sakin bir iç sesle – destekleyici, yumuşak, sevecen, sabırlı ve rahatlatıcı olsun.

-Ona şimdi sizin onu sevdiğinizi, değerini anladığınızı ve onu beğendiğinizi söyleyin.

-O küçük çocuğa, kendisini hiç kimseye kanıtlamak zorunda olmadığını söyleyin.

-Kendisini suçlu hissedeceği ya da utanacağı hiç bir şey olmadığını söyleyin; başına gelen hiç bir şeyin onun hatası olmadığını ve o kötü davranışları hak etmediğini söyleyin.

-O sadece çocuktu ve kaçma imkanı olmayan yanlış bir yerdeydi – şimdi ise sonunda özgür!

-Onun hiç bir eksiği yok. Ona onunla gurur duyduğunuzu söyleyin.

-Onun kendisine saygı duyulduğunu hissetmeye ihtiyacı var. Asla ona yapılacak bir saygısızlığı hoş görmeyin.

-Her zaman ona bakacağınızı, onun kahramanı ve koruyucusu olacağınızı söyleyin ona. Her şeyin yoluna gireceğini ve onun bir daha zarar görmesine asla izin vermeyeceğinizi söyleyin.

-Bir daha yalnızlıktan hiç korkmamasını çünkü artık her zaman yanında olacağınızı söyleyin.

-Çektiklerini, ihtiyaçlarını geçmişte fark etmediğiniz için, bazen birilerini etkilemek adına onu zorladığınız için ondan özür dileyin.

-Bundan böyle dünyasına yalnızca güvenilir ve saygılı insanların girmesine izin vereceğinize söz verin. Bebeklerine sevgiyle bakan anneleri fark edin ve bu sevgi enerjisini içinize alın.

-Gerekirse onu savunmak ve onun adına konuşmak için ya da o kendisini korumak için konuştuğunda onu desteklemek için yanında olacağınız konusunda ona güven verin.

-Birlikte onun özgürlüğünü simgeleyen bir şey bulun. Ne zaman kaçmak ve düşünceleriyle başbaşa kalmak isterse başvurabileceği bir şey olsun bu. Bir danışanımın hayal ettiği gibi, bu bir merdiven, bir sabun köpüğü, bir zaman makinası, bir sıcak hava balonu da olabilir…bu, onun kendisini serbest bırakmayla ve özgürlükle bağdaştırabilmesi için aklınıza gelen her şey olabilir.

-Ona düzenli olarak nasıl hissettiğini ve ne istediğini sorun. O küçük çocuğun yanına oturup, ona sarılıp onu yavaşça kalbinize doğru çektiğinizi hayal edin.

-Kalbinizin içinde onun asla terk etmek zorunda olmadığı bir evi var. Şimdi artık sizinle birlikte ve güvende.

-Ağlamak isterse bırakın ağlasın, gözyaşlarını silen ve acısını ya da korkusunu dindiren yeni annesi/babası olarak yanında olun. Tüm duygularını kabul edin ve ortaya çıkanlara olumsuz tepki vermeyin. Ona karşı sabırlı olun.

-Unutmayın, iyileşme farklı şekillerde ve farklı zamanlarda olur. Ona, hayatında eksik olan neşeyi vermek için elinizden geleni yapacağınıza dair söz verin – bu ikiniz için de iyileştirici olacaktır.

-Bedeninize saygı gösterin – o sizin iç çocuğunuzun evi. Onu temiz ve zehirlerden arınmış tutun; güvende ve mutlu tutun….tam şefkatli bir evin olması gerektiği gibi.

-Onun duygusal iyileşmesini bir yaranın fiziksel olarak iyileşmesi gibi görün – adım adım. Yaraya başka şeyler bulaşmasını önleyin. Toksik insanlar ve çevrelerden kaçının. Artık onun daha fazla zehir yutmasına asla izin vermeyin – özellikle hala daha iyileşmemiş ve toksik aile üyeleriyle bağlantıdaysanız dikkat edin.

-Anımsaması zor da olsa çocukken size sevinç veren şeyleri geri kazanın. İç çocuğunuzun doğum günlerini, bayramları ve başarılarını göklere çıkartın.

-Oyuncu iç çocuğunuzun tadını çıkaracağı yaratıcı etkinlikler yapın! Zıplayın, dans edin, parmak boyası yapın, canının çektiği her şeyi yapın.

-İç çocuğunuzun oyuncu yanı için yaratıcı aktiviteler hazırlayın! Zıplamak, dans etmek, el işleri, parmak boyası, onun aklını çelecek her şey dahil olsun buna. Sağ beyin kaynaklı olan resim yapmak iç çocuğun duygularını ifade etmesi için müthiş bir yoldur. Karalamalara, kuralı olmayan çizimlere izin verin ve çocukluk alanına girdiğinizde çıkanlara izin verin. Onun gayretini yargılamayın…tam okuldan eve sanat çalışmasını size göstermek için getiren bir çocuğa davranacağınız gibi davranın. Eserinizi gururla gösterin!

-Çocukluğunuzun şarkılarını o zaman iyi ya da kötü nasıl söylediyseniz öyle söyleyin. Şarkı söyleme yeteneğiniz hakkında üzerinize yüklenen utancı bırakın gitsin; tersine ses tellerinizi kullanmanın keyfini çıkartın ve yüreğinizden yükselen kendi seslerinizi çıkartın ve dünyaya duyurun.

-İzin verin o çocuğa gevşesin, fiziksel ve duygusal yakınlaşmaya izin versin (bu cinsel yakınlığı da içerir). Bunu yapabilmesi için güvende hissetmesi ve koşulsuz kabul edildiği duygusunu yaşaması lazım. Ona kendi güdülerine güvenebileceğini ve kendi antenlerinin ona kimin güvenilir olduğu konusunda rehberlik edebileceğini gösterin. Geçmiş hataları onun kendinden kuşku duymasına yol açmış olabilir. Artık iyileşmektesiniz ve kendinize ve hayatınıza olan sevginizle büyüdükçe, iç çocuğunuzla uyumlanmayan ve bilinçli bir şefkat ilişkisi kurmayan hiç kimseyi iç çocuğunuza yaklaştırmayacak ve zaten bunu istemeyeceksiniz de.

-Onunla doğrudan bağınızın kesilmesi gereken durumlarda da hep onu kalbinizin sevgi dolu sıcaklığına ve korumasına emanet ettiğinizi hayal edin.

Lütfen iç çocuğunuzun sizin sevginize, bakımınıza ve  şefkatinize ihtiyacı olan yaralı bir çocuk olduğunu ve onun, bilinçaltınızın gerçek bir yanı olduğunu unutmayın…çünkü onun acısını sizden başka hiç kimse iyileştiremez ve başka hiç kimse onu geçmişiyle barıştıramaz.

Kaynak: https://lifelabs.psychologies.co.uk/users/3881-maxine-harley/posts/17933-how-to-heal-and-re-parent-your-inner-child

Görsel: Anca Stefanescu, Mona Lazar, Anthony Storr, Cezara Kolesnik

Süheyla Pınar Alper

Süheyla Pınar Alper

Eğitim Bilimci / Sosyolog, Duygu ve Farkındalık Danışmanıyım. API (Attachment Parenting International), Şiddetsiz Şefkatli Ebeveynlik Türkiye Lideriyim.
1995ten bu yana öğretmenlere, gençlere, kadınlara, anne-babalara, yöneticilere (Dünya Bankası, Meteksan vb.) farklı birey ve gruplara duygusal zeka, etkili iletişim ve şiddetsiz iletişim içerikli eğitimler vermekte, kişilerarası iletişim, aile içi iletişim, pozitif disiplin ve duygular konusunda danışmanlık yapmaktayım.
Yirmi yıl süreyle ders verdiğim Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümünden 2008de emekli olduktan sonra İstanbul'a taşındım. 2008-2018 yılları arasında İstanbul'da Bahçeşehir ve Boğaziçi üniversitelerinde Sosyalleşme ve Gelişim, Kişilerarası İletişim, Sosyal Duygusal Öğrenme, Önyargı ve Şiddet derslerini verdim.
2013 yılından bu yana Do-um'da danışmanlık yapmaktayım (www.do-um.com)
Uluslararası EFT Master/İleri EMO, Pozitif EFT uygulayıcısı, Transaksiyonel Analiz Derneği TA ve Çocuk, Ergen, Her Yaş Çocuğu ile Oyunla Terapi sertifikalarına sahibim. Yaklaşık iki yıldır Uluslararası Aile Konstelasyonları Derneği eski başkanı Max Dauskardt ve eşi Alemka Dauskardt ile aile dizimi kolaylaştırıcısı eğitimi almaktayım.
Süheyla Pınar Alper

Diğer Paylaşım

Bu Sıkıntının Adı Yas – Scott Berinato’dan Çeviren: Süheyla Pınar Alper

Scott Berinato’nun 23 Mart 2020de Harvard Business için yazdığı yazının çevirisi (That Discomfort You’re Feeling …

Leave a Reply