Anasayfa / BYBO / Bakım / Ebeveynlik / Anne Ya Da Baba Yoksunu Olmak – Bağ Açlığı

Anne Ya Da Baba Yoksunu Olmak – Bağ Açlığı

Anne yoksunu ya da baba yoksunu kişiler kendi kendileriyle bir kusursuzluk yarışındadırlar. Üstelik başarı konusunda gerçekçi değildirler. Onların çıtaları adeta hep hareket halindedir ve her zaman, her koşulda vardıkları yerin yukarısında yerini alır; ulaşılması imkansızdır. Çaresiz bir şekilde pek çok konuda hep daha iyi olmak zorunda hissederler, bir türlü kendi kendilerine yeterli gelmezler, yeterli hissetmezler.

Bu kişilerin anne ya da babaları ya gerçekten hiç yoktur, ya da var olan anne/babaları onları duygusal olarak beslemek için yanlarında olamamışlardır. Bu çocuklar, hayatlarında olmayan ya da olamayan ebeveynle kuramadıkları bağı kurabildikleri, diğer ebeveynin yanısıra ‘ebeveyn’ bildikleri, hissettikleri başka bir yakınları da yoksa, anne/baba yoksunluğu yaşarlar. Var olan ama çocuklarına duygusal olarak destek vermeyen, onlarla bağ kurmayan anne/babaların kendileri de anne/baba yoksunu anne ve babalar tarafından yetiştirilmişlerdir. Onlar yalnızca kendi hayatlarıyla meşguldürler ve kendi kişisel gelişimleri için emek verme sorumluluğunu almamışlardır. Varken olamayan anne/babalar çocuklarına karşı ihmalkar olurlar, onları duygusal olarak yıpratırlar, hırpalarlar. Bunun sonucunda çocuklarında derin bir psikolojik yara açarlar. Bu çocuklar bağ kurmaya açtır. Bağ kurabildiklerini hissedebilmek için kendilerinden olmadık ödünler verebilirler, kendilerini yok sayabilirler, yok saydırabilirler.

Her çocuk büyürken bağ kurmaya ihtiyaç duyar, destek ve anlayışla, sevgiyle yönlendirilmeye açtır. Çocuğa bu eksikliği  yaşatan ister anne, ister baba olsun, çocuk yaralanır; anne ya da baba yoksunu bir çocuk ve anne/baba yoksunu yaralı bir yetişkin olur. Bu kişiler eşlerini de bağ kuramayan kişilerden seçebilirler; kimisi kendi cinsiyetinden çocuğuyla özdeşleşir, derinde yatan kendi sözde yetersizliğine olan kızgınlığını çocuğuna aktararak, bir anne ya da baba yoksunu çocuk daha yetişmesine neden olur ve böylece sorun kuşaktan kuşağa sürer gider; ta ki kendilerini anlama, çözme, yoluna girerek farkındalıklarını adım adım arttıracak gücü kendilerinde bulana kadar; o zaman döngü kırılır.

Clarissa Pinkola Estés, Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabından çevirdiğim aşağıdaki alıntıda, ezici bir çoğunlukla kadınların anne yoksunluğu sonucu yaşadıklarına parmak basıyor. Emin olun bunları yaşayan erkeklerin de sayısı azımsanamayacak yüksektir.

Anne/baba yoksunu bir ebeveynin bu yoksunluğa yol açan ebeveynliği kendi çocuklarıyla da sürdürdüğü sıklıkla görülse de bu kesinlikle bir kader değildir. Her insanın kim olduğuna ve olacağına dair kişisel sorumluluğu vardır; insan değişme kapasitesi olan bir varlıktır; yeter ki istesin. Anne/baba olmanın sorumluluğunu üstlenerek, sorgulayarak, yüzleşerek, okuyarak, paylaşarak, gerekirse profesyonel destek alarak, bunların hepsini ya da birkaçını yaparak değişen ve bağ kurabilen çok sayıda anne/baba var, biliyorum. Değişme azmini ve yürekliliğini gösterebilen tüm anne ve babaları da sevgiyle selamlıyorum. Bakalım Clarissa Pinkola Estes kadınlar için neler demiş:

“Bir kadının hayatının bir döneminde ya da tüm hayatı boyunca çirkin ördek yavrusu statüsünde yaşadığını gösteren en iyi ya da en güvenilir ölçü herhalde onun içten yapılmış bir iltifatı sindirememesidir. Bu, alçak gönüllülükten de kaynaklanabilir, çekingenlikle de açıklanabilir. Ne var ki pek çok ciddi yara ‘çekingen de ondan’ denerek geçiştirilir. Aslında olan, yapılan iltifatın toz olup havaya karışmasıyla, kadının zihninde otomatik ve sevimsiz bir sohbetin başlamasıdır.

Ne kadar hoş olduğunu, sanatının ne kadar harika olduğunu söylediğinizde, ya da ruhunu kattığı, onu esinlendirmiş, coşkulandırmış herhangi bir şeye iltifat ettiğinizde zihnindeki bir ses ona bunu hak etmediğini ve sizin, yani iltifat eden kişinin, böyle bir şey düşündüğü için salak olduğunu söyler. Kendi olabildiğinde ruhunun güzelliğinin dışarıya vurduğunu anlamak yerine, kadın konuyu değiştirir ve anlaşılmanın getireceği doyumla daha da parlayıp gelişecek olan ruhunun benliğinin bu temel gıdasını siler atar.

Uygulamalarımda zaman zaman farklı kişilik tiplerini kedi, horoz, ördek, kuğu gibi ifade etmeyi çok yararlı bulduğumu söylemeliyim. Uygun olduğunda danışanıma bir anlığına kuğu olduğunu varsaymasını söylerim. Bu kuğunun ördekler tarafından büyütüldüğünü ve çevresinin ördeklerle dolu olduğunu da varsaymasını öneririm.

Ördeklerin ya da kuğuların da hiç bir bozukluğu olmadığına onu ikna ederim. Ne var ki ördek ördektir, kuğu da kuğudur. Zaman zaman konuyu netleştirebilmek için başka hayvan benzetmelerini de örnek vermem gerektiği olur. Fare örneğini kullanmayı severim. Ya kuğu olmanıza rağmen sizi fareler yetiştirmiş olsaydı? Kuğular ve fareler birbirlerinin yediklerinden nefret ederler. İki taraf da diğerinin yemeğinin tuhaf koktuğunu düşünür. Birlikte vakit geçirmeye hiç meraklı değildirler ve birlikte olduklarında biri diğerini sürekli olarak rahatsız eder.

Peki ya siz bir kuğu olmanıza rağmen fareymiş gibi davranmak zorunda kalsaydınız? Gri, tüylü ve minikmiş gibi davranmak zorunda kalsaydınız? Ya kuyrukların havada tutulduğu gün sizin uzun yılan gibi bir kuyruğunuz yoktuysa? Ya ne zaman fare gibi yürümeniz gerekse yalpalasaydınız? Ne zaman fare gibi konuşmaya çalışsanız sesiniz boru gibi çıksaydı? Siz dünyanın en zavallı ve mutsuz yaratığı olmaz mıydınız?

Cevabınız kaçınılmaz bir ‘evet’ olacaktır. Peki o zaman bu sözlerin hepsi doğruysa, neden kadınlar eğilip bükülüp kendilerini şekilden şekle sokup, kendilerine ait olmayan kalıplara girme çabasındadır hep? Yıllar süren klinik gözlemler sonucunda, kadının bu davranışının mazoşist, kendine zarar verme eğilimlerinden ya da kötücül bir kendini yok etme saplantısından gelmediğini söylemeliyim. Bunun nedeni çoğunlukla kadının sadece başka bir yol bilmemesidir. O, anne yoksunudur.”

Anne ya da baba yoksunu çocukların azalması ve daha çok anne ya da baba yoksunu yetişkinin kendilerini iyileştirme kapasitelerini fark ederek harekete geçmeleri ve bu döngüyü kırmaları umuduyla…

Görseller: Paintingvalley.com Lonely Child Painting, https://www.nytimes.com/2016/09/30/health/teenagers-stress-coping-skills.html

Süheyla Pınar Alper

Süheyla Pınar Alper

Eğitim Bilimci / Sosyolog, Duygu ve Farkındalık Danışmanıyım. API (Attachment Parenting International), Şiddetsiz Şefkatli Ebeveynlik Türkiye Lideriyim.
1995ten bu yana öğretmenlere, gençlere, kadınlara, anne-babalara, yöneticilere (Dünya Bankası, Meteksan vb.) farklı birey ve gruplara duygusal zeka, etkili iletişim ve şiddetsiz iletişim içerikli eğitimler vermekte, kişilerarası iletişim, aile içi iletişim, pozitif disiplin ve duygular konusunda danışmanlık yapmaktayım.
Yirmi yıl süreyle ders verdiğim Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümünden 2008de emekli olduktan sonra İstanbul'a taşındım. 2008-2018 yılları arasında İstanbul'da Bahçeşehir ve Boğaziçi üniversitelerinde Sosyalleşme ve Gelişim, Kişilerarası İletişim, Sosyal Duygusal Öğrenme, Önyargı ve Şiddet derslerini verdim.
2013 yılından bu yana Do-um'da danışmanlık yapmaktayım (www.do-um.com)
Uluslararası EFT Master/İleri EMO, Pozitif EFT uygulayıcısı, Transaksiyonel Analiz Derneği TA ve Çocuk, Ergen, Her Yaş Çocuğu ile Oyunla Terapi sertifikalarına sahibim. Yaklaşık iki yıldır Uluslararası Aile Konstelasyonları Derneği eski başkanı Max Dauskardt ve eşi Alemka Dauskardt ile aile dizimi kolaylaştırıcısı eğitimi almaktayım.
Süheyla Pınar Alper

Diğer Paylaşım

Bu Sıkıntının Adı Yas – Scott Berinato’dan Çeviren: Süheyla Pınar Alper

Scott Berinato’nun 23 Mart 2020de Harvard Business için yazdığı yazının çevirisi (That Discomfort You’re Feeling …

Leave a Reply